Üst bar özel içeriği

Burgazada Deniz Florası ve Faunası Hakkında

Burgazada florası ve faunasını konuşacaksak, ‘‘Sakarya Balıkçısı’’, ‘‘Ermeni Balıkçı ile Topal Martı’’ gibi öyküleriyle Burgazada’nın balıkçı yazarı Sait Faik Abasıyanık’ın adını anmadan olmaz. O, kısacık insan yaşamını ‘‘Dülger Balığının Ölümü’’ üzerinden anlatır. ‘’Stelyanos Hrisopulos Gemisi’’ adlı eserinde Kalpazanlar kayası üzerinden lodosun aşıp da adaya kış geldiği zamanı balık mevsimi gelmiş demektir diyerek tasvir ediyor. Abasıyanık’ın içinde deniz, balık ve balıkçı geçen birçok hikâyesini de anmak gerekir. Sait Faik bu hikâyede iri bir sinaritle balıkçının hikayesini Hemingway’vari bir düzeye, İhtiyar balıkçı ile kılıç balığının hikayesindeki edebi anlatımın göklerine çıkartır. ‘‘Sinağrit Baba’’ balıkçılara yazılmış en büyük hikayelerden birisidir, Burgazada’lı Sait Faik denizi ne de müthiş anlatır: Orkinos, palamut, lüfer, hamsi, çaça… o son güzel günleri, balığın bol olduğu yılları, göç balıklarının yaşam hikayelerini, birbirlerinin peşi sıra avlayarak gidişlerini, karambolde kimin kimi avladığı belli olmayan keşmekeşte ustaca ortaya koyuyor ‘Sivriada Sabahı’ adlı hikayesinde Sait Faik.
Bu eşsiz edebiyat eserlerinden çıkarılması gereken özet nedir sizce? Göç balıklarının her sonbaharda ada çevresine doluştuğu mu? Balığın bolluğu mu? Çeşidi mi? Ada deyince balık akla geldiği mi? Adanın balıkçılarının balıkçılıktaki ustalığı mı? Fukaralık mı?

Hepsi elbette ama bence başka bir detay daha var bu işte. O da nedir derseniz: hemen derim ki adalardaki bu zengin balık çeşitliliğine-yaşama el veren, olanak sağlayan şartlara bakmak lazım derim. Karadeniz’in az tuzlu, soğuk ama besin dolu sularıyla, Akdeniz’in çöl diye tabir edilen sıcak, besinsiz-lakin bol oksijenli soğuk sularının çarpışması derim. Bu çarpışma av-avcı buluşması, üreme-gelişme imkanları için pek önemli şartların oluşmasını sağlar Prens Adaları çevresinde. Bunların arasında neler var neler: hamsi-çaça-sardalya-gümüş-istavrit-uskumru-mezgit-palamut-lüfer-orkinos- ve pek tabi iri ama artık var olmayan avcılar kılıç-orkinos-büyük beyaz köpekbalığı ve benzerleri. Ancak bu bereketi destekleyen başka unsurlar da var elbet. Bentik yaşam dediğimiz deniz zemininde dallı budaklı yapılarıyla bir mercan resifi gibi davranan, endemik ve istilacı bin bir türlü egzotik canlıya yaşam veren gorgonlar, (Paramuricea clavata, Eunicella singularis, Eunicella cavolini, Eunicella verrucosa, Gerardia savaglia), kirlilik nedeniyle İstanbul sularında gittikçe azalan kıyılardaki deniz çayırları ve elbette deniz zemininin temizlik görevlileri bin bir şekilde-renkte-formda-elastikiyet sahibi süngerler, tunikatlar, yosun hayvancıkları, tüplü kurtlar. Ve bu deniz zemin canlıları üzerinde-içinde-altında yaşayan-beslenen-üreyen taş mercanlar-anemonlar-deniz tavşanları-deniz salyangozları-yengeçler-karidesler-keşiş yengeçleri-deniz yıldızları-deniz kestaneleri-deniz hıyarları…! Pek tabi günümüzdeki şehir ve bilumum kirlilik vasıtasıyla sayıları artan deniz gezginleri (deniz anaları-stenoforlar ve mikroskobik organizmalar). Bu gorgon-sünger bulutunun arasında gezinen çeşit çeşit kırlangıçlar-vatozlar-köpekbalıkları.

Gördüğünüz üzere Burgazada deyince deniz florası ve faunası diye özet geçmek pek öyle kolay bir iş değildir. Zira Burgazada’yı Prens adalarından, adaları ise en azından Marmara ve Boğazlardan ayırmak mümkün değildir, literatürde de Marmara Denizi şeklinde geçer. Marmara Denizi içerisinde görünen, tanımlanan herhangi bir canlının adalarda görülme ihtimali her daim vardır, zira deniz akışkandır ve sınır tanımaz (en azından önünde bir bariyer olmadıkça: -tuzluluk-sıcaklık gibi).

Peki bu canlılık günümüzde yerinde duruyor mu? Durmuyor elbette: ekonomik değeri olan türler sayıca azalırken, bunları avlamak için serilen ağlara takılan bazı vatoz köpekbalığı gibi türler yitirilirken, güneş ışığı ulaşmayan zonu arttığı için ve kirlilik artık gezegendeki en kirli denizlerden birisi statüsüne vardığı için deniz çayırı alanı gerilemektedir. Ancak deniz zeminine ulaşan Marmara’da yaşayan 25 milyon insan ve onların yarattığı organik döküntüler (şehir atığı, tarım atığı, sanayi vb.), aşırı artış gösterdiğinden zeminde bu yükten faydalanan daha önce saydığımız taşmercanlar-anemonlar-deniztavşanları-denizsalyangozları-yengeçler-karidesler-keşişyengeçleri-deniz yıldızları-denizkestaneleri-deniz hıyarları… ve yine filtrasyon ile beslenen canlılardaki (sünger, tüplü kurt, tunikat vb.) artış. Ve sıcaklık artışı, tanker trafiği gibi vektörlerle Marmara’ya giriş yapan istilacı türlerin baskısı. Elbette aşırı organik yükten fayda sağlayan alg türleri ve jelimsi organizmalar. Deniz değişiyor, bulanıklığı artıyor, berraklık kayboluyor, oksijen seviyesi azalıyor ve neticede iyiye gitmiyor haliyle…

Mert Gökalp

Sayfa başına kaydırma butonu.